Daha Sevemedi

Daha Sevemedi 3.5 161

Daha Sevemedi Google Konumu

tumblr_m6ucf0ooCn1raqawqo1_500

O sadece normal bir günde arkadaşıyla buluşacak olan bir kızdı. Mutluydu, uzun zaman olmuştu. Evinden dışarı adım attı. Uzun, bu sevinçle bitmek bilmez yollardan adım adım geçiyordu. Uzaktan görüvermişti arkadaşını, birde yanındakini. Yavaşça kafasını öne eğiverdi. Neden yalnız gelmediğini düşünmeye başladı. İstemeye istemeye selam verdi yanındakine. Belki o an istemiyordu ama bilmeliydi tanımadığı birinden etkilenebileceğini. Kafasına takmıyordu. Belki de bu yüzden iyi gidiyordu her şey. Ama ne zaman içinde ona karşı bir şeyler hissetti, bozuldu her şey. Hep bozulur.
Çocuk kafasını istemeden de olsa karıştırdı. Onu her görüşünde ona sesleniyor, gülümsüyordu. Nereden bilebilirdi ki kızın etkilendiğini, gülmek için gülüşüne muhtaç olduğunu…
Bazı günler onu hiç göremiyordu bile. Ama biliyordu işte orada olduğunu, biliyordu. Onu etrafta aramak, onun kendisini bulması ve ona seslenmesi için bahane bulmaya çalışıyordu, kaçıp kurtulmak için. Keşke araya mesafeler girmese. Keşke çocuk hiç telefon numarasını almasaydı. Bazen keşke hayat, arkadaşıyla buluştuğu güne sıfırlansaydı. Elinde miydi ki? Konuştu onunla, duygularını hiçe sayarak. Yazacaklarını kelimesi kelimesine düşünmek, çocuğun işine gelince yazıp cevap vermesi, bunlara üzülmek, ondan mesaj beklemek yorucu işlerdi. Kalp kırıcıydı, bağlayıcıydı. Yanına çağırıyordu kızı, gülüyordu ona, kolunu atıyordu. Ama belli bile değildi ki arkadaş oldukları. Uzaklaştılar. Aylarca konuşmadılar belki de. Kız onu her unutmayı başardığında çocuk ona yazıyordu. Nasıl ayarlıyordu ki bunları? Birbirlerine aylarca yazmadılar. Kız unutmayı başardı. Yeni birilerini buldu, mutlu oldu. Onu hatırlayınca umursamıyordu bile.
Yine karşılaştılar bir gün. Çocuk sanki hep konuşuyorlarmış gibi sıcaktı ona. Nasıl yapıyordu bunu? İçinden ona demediğini bırakmıyordu kız, umursamamaya çalışıyordu. Artık her gün beraberdiler. Kendini başkaları ile oyalıyordu. Çocuğu ve tüm o yarım kalmışlıkları takmamaya çalışıyordu. Bir gün gelmedi. Geleceğim demişti oysa. Cevapta vermiyordu. Güneşli havada etrafı aydınlık görmeyi başaramadı o gün. Düşüncelerini toparlayamadı. Beyni ve kalbi ayrı konuşurken, gözlerine söz dinletmeye çalışıyordu. Moralini bozmamalıydı, onu değerli kılıp ağlamamalıydı. Kelimeler ağzından dökülmeliydi. Gözlerinden çıkmamalıydı acısı…
Anlamıştı, varlığını o kadar hissettirmişti ki yokluğu onu hissizleştirmişti, incitmişti. Günler günleri kovaladı. Karşısına çıkıverdi. Ona bağırmak kızmak istiyordu. Ama yanında bile durmamayı seçti. Birlikte çok vakit geçirdiler. Her hareketi ‘senden hoşlanıyorum’ diyordu çocuğun. Kafasını elbet karıştırdı. Bir gün yine gelmedi çocuk. Mesela o gün güneşte doğmamıştı, fırtınada kopmuştu, yer yerinden oynamıştı kalbinin içinde. Gelmediği gün sayısı iki oldu, üç oldu derken bir hafta oldu. Kızgındı. Yine bırakıp gitmişti tam alışmışken her şeyine. Ona delice dokunmak, sarılmak istiyordu. Attığı mesajlar hiçbir zaman ona geri dönmüyordu. Bir sene oldu, ondan haber almadığı, görmediği, gülüşünü, içini ısıtan o sesini kulaklarında hissetmediği koca bir sene.
Bir kızın hayatıyla, duygularıyla oynamak en az bir sene alıp götürmüştü kızdan. Artık mesaj beklemiyordu. Çünkü biliyordu, gelmeyecekti. O son mesajı hayatının sonuna kadar okuyacaktı. Belki de “tamam” kelimesini harf harf okumaya başlayacaktı, derinliklerine inecekti.
2 sene oldu. Eskiden beraber şakalaştıkları yerlere tesadüfen geliverdi. Arkadaşları ile şakalaşıyordu kız, elinde bir şey vardı, birbirlerine atıp duruyorlardı. Arkadaşı kızın elinden kapıp uzaklara, taşlara atıverdi. Gidip almasını söyledi gülerek. Kız söylene söylene elindekini aramaya koyuldu. Diğer taşların yanındaydı aradığı şey, parlayıverdi gözüne derken ayağı büyük bir taşa çarptı ve kız yere düşüverdi. Taş oldukça genişti, toprak onu yutmuştu. Üstündeki yarım yamalak yazıları gördü. Merak ya, kazıverdi bütünüyle. Gördükleri karşısında donup kaldı, çığlık atacak sesi bir anda vücudunu terk etmişti. Ayaklarından, tüm bedeninden güç ayrılmıştı. Onun yerini soğukluk almıştı.
“Söyleyin ona, ondan uzaklaşmalıydım, çünkü onu böylesine incitmek, hayattayken incitip her gün gözlerindeki hayal kırıklığını görmekten çok daha az acı verici olacaktı” yazıyordu iki sene önce ölen çocuğun mezar taşında.
Kız olduğu yere sabitledi kendini. Durdu bir süre, kendisine yıllarca orada kalmış gibi geliyordu oysa. İki sene boyunca böylesine bir kuruntuyla yaşamış olmak, gelmeyeceğini bildiğin mesajı beklemek, en kötüsü de onu son görüşün olduğunu bilmediğin bir günü geride bırakmak kahrediciydi.
O sadece normal bir günde arkadaşıyla buluşacak olan bir kızdı, daha sevemedi…

Yazar: Haribo
www.bilgisever.net

3 Eylül 2014
Okunma 161

Haribo
http://www.bilgisever.net
17

Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.



Friendfeed
Delicious